YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN DOPDOLU AMSTERDAM REHBERİ

Yılbaşı eğlencelerinin yorgunluğunu üstünden anca atanlar ve hiç bu aksiyonlara bulaşmamış, sadece sömestr tatilini bekleyenler için şahane bir dopingle geri döndüm. Belki beyaz yakalıların sürekli rutinlerinden biri haline gelmiş olabilir ancak yeni başlayacaklar için mükemmel bir Amsterdam rehberi ile karşınızdayım.

Bugüne kadar size şehir hakkında fısıldanan her ne varsa unutun. Yepyeni ve abartısız şehir turunuzda size bizzat ben eşlik ediyorum, hazırsanız buyurun!

Sıradan bir başlangıçtan 17. yüzyılda dünya çapında bir güç haline gelen Amsterdam, bugün tarih ve ticaretin birlikte raks ettiği bir mozaik. Öyle ki savaş döneminden kalma binaların, benim her defasında ağzımı açarak bakmaya doyamadığım soğuk mimari yapılar sağa, sola ya da öne eğilmiş durumda ancak ne var ki dokunulmazlıkları olduğundan, devlet bir çivi çakılmasına dahi izin vermiyor. Şehre nereden girdiğinize bağlı olarak değişir amma ve lakin başlangıç noktası olarak Vondelpark’ı almanızı öneririm. Burada şehrin temiz havasını içinize çekerken eğer geçireceğiniz gün sayısı fazla ise günlük yürüyüşleriniz için ideal bir başlangıç olacaktır.

İstanbul’un trafiğinden bıkmadan yakınanlar bir de Amsterdam’ın meydanlarına çıkan caddelerini görmeli. 1 km’lik mesafeyi 15 dakika içinde katedebildik desem abartmış olmam. Amsterdam’da bisikletliler, Hollanda’nın diğer yerlerine göre biraz daha iddialı, özellikle Grachtengordel’de. Hemen her yanda bisiklet kiralayabileceğiniz çok sayıda yer var. “Fiets” yazan bir işaret bulmanız yeterli. Bisiklet ve bisikletli kalabalığı bir süre sonra sinir krizi geçirmenize sebep olabiliyor, hatta şahsen ben uzun bir süre bisiklet görmek istemiyorum. Şunu da unutmadan ekleyeyim; taşıtlar şöyle dursun, bisikletlerin yol hakkı yayalardan da önce!

Nereye ne ile gidilir?

Ulaşım demişken, Schiphol Amsterdam’ın ana havaalanı. Burada ana terminalin içinde geliş salonuna birkaç metrelik mesafede tren terminali bulunmakta. Tren deyip geçmeyin, herhangi bir Avrupa şehrine bilet fiyatları 40 Euro’dan başlıyor. Havalimanı dışındaki otobüs terminali ve taksi durakları sizi şehir merkezine 20 dakikada ulaştırıyor. Örneğin havaalanından Dam Square’e gitmek yaklaşık 50 Euro kadar. Uzmanlar uyarıyor; ruhsatsız taksilere dikkat edin!

Kent içinde yürümek zor gelir, bisikleti de hiç çekemem derseniz size en uygun ulaşım şekli tramvay diyebilirim. Bu sistem, şehir merkezini neredeyse tüm semtlere bağlıyor. Tramvayın içinden 1 saatlik bilet alabilir, istasyonlardaki otomatlardan da birden fazla gün için kart temin edebilirsiniz.

Ye- İç- Kültürlen!

Antika dükkanları ve turistik restoranlarla dolu Damrak’a doğru yürüyün. Dam Meydanı’na ulaştığınızda Kraliyet Sarayı ve Yeni Kilise’yi yan yana tüm görkemi ile görebilirsiniz. Üstelik halka açık, gezebilirsiniz. Madame Tussauds müzesini gezmemek tıpkı İstanbul’a gelip de Taksim meydanını görmemek gibi bir şey olur. Dünyaca ünlü 15-20 kişinin balmumu heykellerinden ibaret müzeyi dolaşmak bekleyeceğiniz giriş kuyruğu ile birlikte hem 3 saatinize hem de 20 Euro’nuza mal olur.

Şurası göz göze geldiğimiz yer…

17. yüzyıldan kalan köprü ve cephelerden oluşan Amsterdam’ın hemen herkesin fotoğraflarında illa önünde durup poz vermişliğinden görebileceğiniz kanal bölümleri çok alımlı. Saklanmış yerel dükkanlar bulabileceğiniz gibi Hollandalıların efsanevi tatlı merakını da gurme lezzetler tadabileceğiniz pastane ve buram buram koku salan fırınlarda keşfedebilirsiniz.

Meşhur müze koleksiyonlarının yer aldığı Leidseplein’in güneyine doğru yola çıkınca Ulusal Müze (Rijksmuseum), Stedelijk ve Van Gogh müzeleri Hollandalı usta ressamların yapıtlarından modern sanata kadar çok fazla seçenek barındırıyor. Müzik ve bale severler için de dünyaca ünlü Konser Salonu’nu es geçmemek lazım.

Heineken ve Anne Frank

Dünyanın en sevilen fermente içkisine adanmış Heineken Bira Fabrikası Müzesi’nde öğreneceğiniz çok şey var. Daha önceleri üretimin yapıldığı bu müze fabrikada bira yapım sürecini kendi gözlerinizle izleyebilir, müzeden çıkmadan World Bar’da buz gibi bir bira yudumlayabilirsiniz.

Batı edebiyatında ‘Anne Frank’ın Hatıra defteri’nin ne denli mühim bir eser olduğunu söylememe gerek yok herhalde? Frank’ın 12 yaşında küçük bir kız çocuğu iken yazmaya başladığı bu kitap, 2. Dünya Savaşı Hollanda’sında Nazi işgali sırasında sınır dışı edilen Anne Frank ve ailesinin hikayesini anlatır. İşte bu tüyleri diken diken eden hayatın tüm izlerini ve anılarını Anne Frank Evi müzesinde yaşayabilirsiniz.

FullSizeRender3

Hipster sevenlere…

Şık Jordaan bölgesinin çok sayıdaki restoranları, barları ve butikleri her Amsterdam ziyaretinde gidilmesi gereken yerler arasında. 17. yüzyılda göçmen işçileri barındırmak için inşa edilen Jordaan bugün kilometrekare başına şehrin en fazla yeni şirketini barındıran hipster merkezi. Alışveriş çılgınıysanız Nine Streets’i de gezmeyi unutmayın!

Eski çamlar bardak oldu!

Ticaret ve yerleşim alanlarını bir arada sunan Eski Güney Amsterdam’ın en zarif bölgesi Oud Zuid. PC Hoofstraat’ın lüks atmosferinde tasarımcı etiketli kıyafet ve aksesuarlara göz atabilir, Kuzey Amstel Kanalı’ndan aşağıya doğru yürüyüp oradaki parklarda yuvarlanabilirsiniz.

Her gece gel, gece gece gel!

En eğlenceli ve beni en çok çeken kısmı en sona sakladım. Harika barlar, gece kulüpleri ve restoranlara ev sahipliği yapan De Pijp hareketli bir gecenin ilk adresi.

Yerinizde duramayanlardansanız Rembrandt’ın ‘Gece Devriyesi’nin üç boyutlu heykeli meydanın en önemli parçasıyken, Escape ise deep house tarz müziğin merkezi ve eğlence arayanların oyun alanı.

Ama “ben bu tekdüzeliğe gelemem,daha çılgın atmam lazım” derseniz de Red Light District’e hoşgeldiniz o zaman derim! Caddeleri her ne kadar “sadece yetişkinlere uygun” dükkanlar, müzeler, sex shoplar, canlı şovlar ve kırmızı ışıklı pencereler sıralanmış olsa da bir Avrupa şehrinde olduğunuz gerçeği ve dostça atmosferi sayesinde kendinizi güvenliksiz ve rahatsız hissetmeyeceğiniz şehrin en müstehcen semtinde neler yok ki? De Wallen’in pembe puslu ışıklarıyla baş etmek için güneş gözlüğüne ihtiyacınız olacak! Yasal uyuşturucular da deneyebileceğiniz ve Çin mahallesini de barındıran Red Light District’in özgürlükçü atmosferi Hollanda’nın ifade özgürlüğüne verdiği önemi de bizlere net bir şekilde gösterir.

Türkiye saatine göre 1 saat geride bulunan Amsterdam’da bahşiş bırakmak zorunlu değil ama siz çok bayıldığınız bir hizmet karşısında teşekkür etmek için yine de yüzde 5 oranında bırakabilirsiniz.

Hazır şu sıralar uçak biletlerinde de 39.99 dolardan başlayan promosyonlu fiyatlar varken, yarın ne olacağımız belli değilken, bu muhteşem deneyim için dünyaya bir kez daha gelmeyeceksiniz. Amsterdam’ı görmeden bence ayrılmayın derim bu dünyadan.

Keyif dolu günler!