Japon Kadınları Kadar Fit ve Sağlıklı Görünmenin Yolları

Çalışan insanlar bilir. Ofis çalışanın ikinci evidir. Çalışan insanın ofiste yedek ayakkabısı vardır, yedek ince çorabı vardır, kendine ait kahve fincanı, kişisel zevkine göre dekore ettiği bir masası ve o masanın çekmecelerinden en az birinde öğle yemeğinden 3 saat sonra ”Hu Huuu!” diye gelen açlık durumuna karşı önlem olarak alıp depolanan zilyon çeşit atıştırmalığı vardır.

Ofiste çalışırız. Ofiste oturarak çalışırız. Ofiste oturarak ve atıştırarak çalışırız. ”Ofiste Nasıl Egzersiz Yaparız?” adlı yazılar okuruz ama uygulamayız. Ve ”Neden kilo alıyorum?” sorusunu da ”Çünkü ofiste çalışıyorum; tüm gün oturuyorum, daha ne olsun?!” diyerekten heyheylenerek cevaplarız. Ohh ne güzel… Tüm gün ofiste çalışmanın kilo aldırdığını varsaymak süper rahatlatıcı olmalı. Acaba konunun oturarak çalışmanın dışında, kalan hayatı nasıl geçirdiğimizle bir ilgisi olabilir mi? Mesela hareket alışkanlıklarımızla, beslenme stilimizle, kültürel arka planımızla?  Elbetteki her eylemin bir sonucu, vücudumuza yanlış bakıyor olmamızın da bir yaptırımı var.  Yaptırımları kabullenebilmek yetişkinlerin işi… Tek bir sebebi parmakla göstermek uzlaşmacı bir yol değil.

1. Tren ve metro kökenli hareket etme alışkanlıkları:

Japonlar ofislere, okullara, sokaklara dağıldıklarında yaygın olarak tren ya da metroları kullanırlar. Evden trene yürür, metroda da bir dolu merdiveni katederler. Sabah ve akşam iş çıkışlarında bu ulaşım araçları kalabalık olduğundan çoğunluk ayakta yolculuk eder. Günde 1-2 saatini yollarda geçiren Japonlar bu saatlerde mecburen hareket ediyor olurlar.

2. Bisiklet kullanma alışkanlığı:

Japonlardaki bir diğer egzersiz aracı bisiklettir. Japonya’da üzerinde takım elbisesi veya okul formasıyla işe ya da okula gidenler azımsanmayacak sayıdadır. Bizler bisiklet yolları için sosyal kampanyalardan medet umarken Japonya’da bisikletli adamın önceliği vardır. Al sana ekstradan spor yapma imkanı…

3. Porsiyon faktörü ve besin seçimleri:

Bizim kültürümüzde tatile gitmek, komşuya gitmek, dışarı çıkmak, sinemaya gitmenin aslında tek bir anlamı vardır: Yemek yemek. Tatile gider açık büfede “Allah Alla” nidalarıyla bulduğumuza saldırırız. Komşuya gideriz, bizi öldürmeye ant içilmişcesine yer, yer ve yeriz. Sinemaya gideriz, mısırın, cipsin, kolanın dibini getiririz. Kültürel olarak yemek yeme mevzusu lisansımızdır; yan dal olarak da sinema falan yaparız işte. Ama Japonların yemek kültüründe porsiyonlar ufak, yemekler çeşitli, pişirme yöntemleri sağlıklıdır. Yüksek oranda karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine, temiz pişirilmiş etler, buharda pişen sebzeler ve sağlıklı pirinç topları yenir. Ayrıca, genel olarak her öğünde 5 çeşit sebze yenmektedir.

4. Akran baskısı:

Bazı kültürlerde insanların fiziksel arazlarını ya da araz sayılmasa da geçici olarak kişileri bloke eden fiziksel farklılıkları sesli şekilde söylemek ayıptır. Biz gaijinler, yani japon olmayan yabancılar, Japonları inanılmaz saygılı, mütevazi, kibar vs. gibi olumlu pek çok sıfatla nitelendiririz. Halbuki Japonlarla az da olsa haşır neşir olan çoğu insanın bildiği gibi Japonların iki adet yüzü vardır: Görünen kibar, saygılı birinci yüzleri ve kimbilir içinden neler geçen ama kibarlık ve saygılılıkla örtülmüş ikinci yüzleri. Ama yine de Japonlarda hiç utanılmadan, düşünülmeden sorulan sorulara ya da birdenbire söylenen yargılara da sık rastlarız. Bunlardan biri kilo meselesidir. Eğer kilo aldıysanız, arkadaşlarınız sizi uyaracaktır, doktorunuz uyaracaktır, masörünüz uyaracaktır. Hiç de çekinmeden bunu pattadanak yüzünüze vururcasına da yapacaklardır. Bu mevzu özellikle gençler arasında bariz bir baskıya sebep olur. Herkes zayıfken şişman olmak ayıptır. Aslında kültürel olarak şişman olmak ayıptır. Elbette ki şişman Japonlar vardır; onlar da söyleye söyleye, rencide ede ede kurtarılmalıdır.

5. Plus-size giysi bulmanın zorlukları:

Japonya’da büyük beden olmak nasıl bir tür arazsa, büyük bedene ait alışveriş alanı da o kadar kısıtlıdır. Plus-size dediğimiz çok büyük bedene ait giysiler şişmanlığın yaygın olduğu kültürlerde çok rahat bulunmakta iken, Japonya’da az sayıda butik büyük beden giysi satmaktadır. Dolayısıyla Japonlar mini mini kıyafetlere girebilmek için, mini mini olmak zorundadırlar.

6. Koruyucu hekimlik mevzusu:

Japon şirketlerinde koruyucu hekimlik diye bir olgu vardır. Şirketlerde çalışanlar periyodik olarak belli sağlık taramalarından geçerler ve bu taramalarda bireyin sağlığına ait değerler şirketteki geleceği belirleyen temel etkenlerden biridir. Ve hani salonlara gittiğimizde öncelikli olarak vücut kitle endeksimiz ölçülür ve yüzde falan filan oranında yağınız var, normalsiniz, keyfini çıkarın ya da obez sınırdasınız, aman dikkat denir ya… İşte bizim memlekette normal görünen yağ oranları Japonya’da obez sınırları sayılmakta imiş.  Bizde %23 yağ oranına normal denirken Japonya’da %23 aşırı şişman sınırı sayılmakla beraber, 4 tipte de obezlik sınırı varmış.

7. Mucizevi besinler:

Soya sosu, Edamame denen Japon fasulyesi ve Tofu gibi harika besinler Japonların sofrasına periyodik olarak gelir ve gider. Soya sosu özellikle kalp ve kan pıhtılaşması ile ilgili sorunların üstesinden gelir. Edamame bir tür yeşil fasulyedir. Özellikle meyhanelerde çerez niyetine yenmektedir. Lif, protein ve demir bakımından çok zengindir. Tofu da çılgın bir protein kaynağıdır. Kalsiyum bakımından, B kompleks vitaminleri açısından, magnezyum, çinko ve fosfor bakımından çok zengindir. Japonların yaşlanmama, zayıf ve güzel kalmaları hep genetik faktörlere bağlansa da, gen havuzu meselesinin gölgesinde yan gelip yatıp, genetiğe bel bağlamak da olası değil. Mesele aslında tamamen kültürel. Şişmanlığı ayıp bulan, sağlıklı beslenen ve hareket eden her birey dengeli ve sağlıklı bir bedene kavuşabilir.

Özetle; mesele Japon olabilmekte değil, o treni kaçırmışız. Mesele, tüm gün ofiste oturuyor olmakta da değil, ofiste de aktif ve sağlıklı olmanın yolları var; o mevzuyu da daha evvel konuştuk. Mesele, ancak basit yaşadığımızda, basit beslendiğimizde ve hareket ettiğimizde genç, sağlıklı, fit ve mutlu kalabilmemizde…