Spor Sevildikçe Güzel

Hayatta imrenilesi türde insanlar vardır. Misal herkes evinde mışıl mışıl uyurken, sabahın altısında kalkıp koşuya çıkanlar. Ya da iş yerine spor çantası ile gelenler ve iş çıkışı o çantayı hakikaten spor salonuna götürecek olanlar… Ya da her giydiği üzerinde jilet gibi duran aşırı fit, aşırı sağlıklı tipler… Öğle arası yakındaki parkta, sahilde yürüyüş yapanlar… Hamburgere, dürüme gömülmeden, aşırı sağlıklı öğününü yanında taşıyanlar…. Her öğleden sonra, siz tatlı kriziyle boğuşurken, sakin sakin yeşil elmasını yiyenler…

Aziz mi bu insanlar? Değil! Takıntılılar mı? O da değil! Ufakken Alman dadılar mı yetiştirmiş bu adamları, bu neyin disiplini?

Ben söyleyeyim bu mevzunun püf noktasını; bu tip insanlar, böyle yaşamayı, böyle beslenmeyi, hareket etme alışkanlıklarını süreçte öğrenmiş tiplerdir. Doğuştan böyle değildirler yani. Uzunca süre spor ve beslenmeden yana şansları açık olmamıştır hatta belki; ama yaşamın bir yerinden tutturup, sağlıklı olmak adına yapılması gereken hamleleri öğrenip bir şekilde sporu alışkanlık haline getirmişler demek ki.

Peki spor yapmak nasıl alışkanlık haline getirilir? Nasıl salona seve seve gidilir? Sporda istikrar nasıl sağlanır? Madde madde yazdım, madde madde okuyun.

1.EĞLENECEĞİNİZ GİBİ ANTRENMAN YAPIN

Çok görmüşüzdür; koşu bandından, koşmaktan, hafif tempo da olsa yürümekten nefret eden ama yine de koşu bandının tepesine çıkmaktan kendini alamayanları. Bu tipte insanlar, koşu bandının üzerinde yürüyen ölü gibi yürür de yürürler. Koşu bandında unutabilirsiniz bu insanları ve salonu kapayıp gidebilirsiniz. Hiç sesleri çıkmaz bu insanların, hiç şikayet etmezler; ama maalesef hallerinden mutlu da görünmezler. Spor salonu ile ilişkisinde bu tür tecrübeleri yakından bilen ve yaşayanlardansanız, spor ile olan romantik ilişkiniz çok sürmez. Zira spor ile mantık evliliği yapamazsınız. Tutun ki yaptınız, geçmiş olsun, ayrılık kaçınılmazdır. Spor salonunuzla ve antrenman modelinizle aşk yaşamanız gerekir. Deminki durumun tersine spor salonunuzla gönül bağınız olması gerekir. Bu sebeple sizi çeken, eğlenceli olduğunu düşündüğünüz aktivitelere katılın. Ki, salona gidip gelmeyi iple çekesiniz.

2.GERİ BİLDİRİM BEKLENTİNİZ OLSUN

Hukukta olduğu gibi, sporda da söz uçar, yazı kalır. Benim şahsi tecrübem diyor ki; spor salonunda en çok aradığını bulan kimseler, yazıp çizen kimselerdir. Neyi yazıp çizeceğiz peki? Özellikle spora başladığımızdaki kas ve yağ oranlarımızı, santimetre cinsinden ölçülerimizi, tartıda ne kadar ettiğimizi not edeceğiz. Alışveriş listemizi yenileyeceğiz, gerekirse güncelleyeceğiz. Antrenmanlarımızı, tekrar ve set sayılarımızı ve antrenman yaptığımız ağırlıkları not edeceğiz ve mümkünse bu rakamları periyodik olarak öncekilerle kıyaslayacağız. Sürekli artıya gittiğini görmek, kişiyi motive edecek ve süreçte spor sevgisini arttıracaktır.

3.PARTNER EDİNİN

Tek başına antrenman yapmak ne kadar sıkıcı ise, arkadaşlarla yapılan antrenman da o kadar zevklidir. Belki bu yüzden, özellikle tür olarak daha sosyal olan kadınlar, grup derslerini bireysel aktivitelere yeğlerler. Sporu çok çok sevmeyen; ama bir eğlence olsa çekmeye başlarım diyenlerdenseniz, en azından bir arkadaşınızı kandırıp, spor salonuna beraberce kaydolun.

4.YEŞİL ALANLARA ÇIKIN

Spor salonları eninde sonunda kapalı, havasız, ter kokan ve ne yapılırsa yapılsın yapay ortamlardır. Hareket etmek için dört tarafı kapalı bir mekana girmek, türler içinde en rahatça insanın akıl edebileceği türden bir buluştur. Spor salonlarının yapaylığına katlanamayanlardansanız, kendinizi sokağa atın. Yakınlardaki parka gidin, sahile gidin. Fazlasını yapabilirseniz, daha da uzaklaşın şehirden. Ama spor yapmak adına daha yeşil, daha samimi bir ortam yaratın.

5.MÜZİĞİNİZİ YANINIZDA TAŞIYIN

Salona kendi seçtiğiniz bir playlistle gitmek motivasyonunuzu otomatikman üçe beşe katlayacaktır. Spor salonunda müzik yok mu, neden oturup bunun için zahmete gireyim demeyin. Elbette salonda müzik var; ama herkesin de müzik zevki başka sonuçta. Sevmediğiniz müziklerle, bangır bangır antrenman yapıp, salondan soğumak yerine kendi müzik zevkiniz ile antrenman yapın. Sevdiğiniz şeyleri dinlerken, zaman su gibi akıp geçsin.

6.KENDİNİZİ ÖDÜLLENDİRİN

Ödülsüz hayatın kendisi cezadır benim fikrime göre. Sürekli disiplin, sürekli antrenman, onu yeme, bunu içme, onu yapma, şunu yap’lar eğlence algısının tam tersi üstelik. Bu yüzden antrenmana önem verdiğiniz kadar, dinlenmeye de önem verin. Yemenize içmenize dikkat ettiğiniz kadar, kendinizi ödüllendireceğiniz ufak tatlı kaçamaklara da zaman yaratın. Sürekli aynı şeyleri yapmak insanı demoralize eder… Tam tersine tatlı yediğiniz günün ertesinde, nefret ettiğiniz kardiyonuzu yapmak için can atıyor olabilirsiniz. Ödülleriniz fırsat yaratan mini krizleriniz olsun ki monotona bağlamayın.

7.KIYAFET VE AYAKKABILAR İÇİN PARA HARCAYIN

Şimdi böyle dediğimde beni deliler gibi alışveriş yapan biri sanacaksınız. Bulduğum her parayı tayta, ayakkabıya yatırıyorum sanacaksınız. Hiç yanılmadınız, tabi ki öyleyim. Çünkü salonda antrenman yaptığım kadar, ne halde antrenman yaptığıma da kafa yoruyorum. Çünkü bu kendimi iyi hissettiriyor.  Çünkü bu beni motive ediyor. Bence bu her kadın için böyle. Bu yüzden kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyin ve motivasyonunuzu arttıracağını düşünüyorsanız o rengarenk taytlara, rahat mı rahat spor ayakkabılara azıcık para harcayın. Hem pintilik pintilik nereye kadar?

Hani derler ya; sevdiği işi yapan bir gün bile çalışmaz diye. Sporda da mottonuz bu olursa kafanız rahat eder. Sizi ne mutlu ediyorsa o şekilde antrenman yapın. Muhammad Ali gibi, antrenmanın her saniyesinden nefret edip; ama yine de antrenman yapmaya devam etmek zorunda değilsiniz.. Profesyonel sporcu değilsiniz. Yarışmak zorunda değilsiniz. Aslına bakarsanız, ohhhhh hayat size güzel! Dolayısıyla sporun mental yönünü atlamamak adına, spor alışkanlığı edinmek adına sizi salona götürecek pozitif her dinamiği kullanın. Sevgiyle, fit ve mutlu kalın.